Haber Detayı
04 Şubat 2026 - Çarşamba 11:32
 
Burdur’da Deprem Gerçeği Konuşuldu: Kim, Ne Yapmalı?
Burdur’da Deprem Gerçeği Konuşuldu: Kim, Ne Yapmalı?
- Haberi
Burdur’da Deprem Gerçeği Konuşuldu: Kim, Ne Yapmalı?

Akdeniz Belediyeler Birliği şubat ayı eğitim toplantısı Burdur’da gerçekleştirildi.

Akdeniz Belediyeler Birliği şubat ayı eğitim toplantısı Burdur’da gerçekleştirildi.

Akdeniz Belediyeler Birliği’nin şubat ayı eğitim toplantısı, Burdur Belediyesi Konferans ve Sergi Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda, deprem gerçeği ve yerel yönetimlerin sorumlulukları bilimsel veriler ışığında değerlendirildi.

Burdur Belediyesi Konferans ve Sergi Salonunda düzenlenen eğitim toplantısına Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan, Burdur Belediye Başkanı ve Akdeniz Belediyeler Birliği Başkan Vekili Ali Orkun Ercengiz, Yeşilova Belediye Başkanı Okan Kurd, Burdur İl Özel İdaresi Asım Ertilav, Burdur İl Afet ve Acil Durum Müdürü Teymen ŞİMŞEK, Belediye Başkan Yardımcıları, Belediyelerden katılan personeller katıldı

Akdeniz Belediyeler Birliği koordinasyonunda, “Bilimsel Yaklaşımlarla Depremi Anlamak, Geleceği Planlamak – Burdur Ölçeğinde Risk, Hasar ve Dayanıklılık” başlıklı panel kapsamında; deprem riskleri, yapı güvenliği, güncel yönetmelikler ve yerel yönetimlerin rolü bilimsel bir çerçevede ele alınacak, daha dirençli kentler için değerlendirmeler yapıldı.

Açılış konuşmasını yapan Burdur Belediye Başkanı ve Akdeniz Belediyeler Birliği Başkan Vekili Ali Orkun Ercengiz “Deprem gerçeği, hiçbir zaman unutmamamız gereken bir olgudur. Çünkü yaşadığımız coğrafya, depremlerle yüzleşen bir coğrafyadır. Anadolu’nun her bir karışı bu gerçekle iç içedir. Üzerinden iki yıl geçti, artık üçüncü yüzyıldayız. Ancak ne yazık ki hâlâ bu gerçeğin bedelini ağır şekilde ödemeye devam ediyoruz. Biliyorsunuz, 6 Şubat depremlerinde 11 ilimiz büyük bir yıkıma uğradı. Maddi ve manevi hasarların etkisini hâlâ tam anlamıyla telafi edebilmiş değiliz. Binlerce vatandaşımızı kaybettik, milyonlarca insanımız derin bir acı ve büyük bir psikolojik travma yaşadı. Bu nedenle deprem gerçeğini aklımızın bir köşesinde değil, tam merkezinde tutmak zorundayız. Bulunduğumuz bölgeye baktığımızda da tarih boyunca büyük depremler yaşandığını ve belli periyotlarla tekrarlandığını görüyoruz. Fethiye’den başlayarak Isparta ve ilçelerine kadar uzanan, hâlâ diri olan dinamik bir fay hattı üzerinde bulunuyoruz. Bu da bizlere açık bir sorumluluk yüklüyor. Depremi bir afete, bir felakete dönüştüren unsur ise elbette insan davranışlarıdır. Deprem bir doğa olayıdır; onu yıkıma dönüştüren, insanın doğayla uyumsuz hareket etmesidir. Tarih bize şunu göstermiştir: İnsan, doğayla mücadele etmek yerine onunla uyum içinde yaşamayı başardığı her dönemde başarılı olmuştur. Doğanın kurallarına göre yaşamayı içselleştiren toplumlar ayakta kalabilmiştir. Biz de belediye olarak geçmişten bugüne ne yaptığımızı ve bundan sonra ne yapmamız gerektiğini bu bakış açısıyla değerlendirdik. Özellikle 6 Şubat depremlerinden sonra yapı stokumuzu ciddi şekilde ele aldık. Çünkü elimizdeki yapı envanterini doğru ölçmeden, analiz etmeden sağlıklı kararlar almamız mümkün değildi. Teknik arkadaşlarımız ve başkan yardımcımızın başkanlığında oluşturulan ekiplerimizle bu çalışmaları gerçekleştirdik. Yapılan incelemeler sonucunda, 2000 yılı sonrası yapılarda proje bazında ciddi bir sorun olmadığını; ancak 2000 yılı öncesi yapılarda dönüşüme ihtiyaç duyulan alanların bulunduğunu tespit ettik. Ayrıca kentimizde riskli alan olarak belirlenen 3 mahallemiz bulunuyor. Bu mahallelerde yaklaşık 1100 bağımsız bölümde yaşayan vatandaşlarımız dönüşüm bekliyor. Bizim sorumluluğumuz, bu dönüşümü mümkün olan en kısa sürede hayata geçirerek vatandaşlarımızı fay hatlarından daha güvenli alanlara, sağlam ve güvenli yapılara kavuşturmaktır. Bu alanlarla ilgili uygulama kararlarında, bakanlık yetkisinde olan hususlar da bulunmaktadır. Dolayısıyla bu süreci bakanlığımızla iş birliği içinde yürütmek zorundayız. Bugün, büyük depremin ardından hem Toplu Konut İdaresi hem de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız, tüm imkânlarını seferber ederek bölgenin yeniden ayağa kalkması için büyük bir gayret göstermektedir. Depremi yalnızca “olduğu an” ile sınırlı düşünmemek gerekir. Deprem öncesi hazırlıklar, deprem anındaki koordinasyon, deprem sonrası hızlı toparlanma ve hatta kentin yeniden inşası; tüm bu süreçlerin önceden planlanması büyük bir sorumluluk gerektirir. Geçtiğimiz günlerde, Atık su artıma tesisimizin tamamlanmasının ardından boşalan alanla ilgili bir altyapı çalışması başlattık. 6 Şubat depremini yerinde görmüş, yıkımın büyüklüğüne ve insanın afet karşısındaki çaresizliğine birebir tanıklık etmiş biri olarak, bu alanların afet sonrasında nasıl değerlendirilebileceği konusunda öneriler geliştirdik. Altyapısını tamamladığımız bu alanda şu anda bir konteyner kent çalışması başlatılmış durumda. Elbette temennimiz böyle bir afeti bir daha yaşamamaktır. Ancak hayatın doğal akışı içinde bunun ihtimal dahilinde olduğunu da biliyoruz. Bu nedenle afet öncesinde ve sonrasında mutlaka hazırlıklı olmak zorundayız. Koordinasyonun ne kadar hayati olduğunu 6 Şubat’ta hep birlikte gördük. Tüm Türkiye büyük bir dayanışma örneği sergiledi, ancak ilk günlerde yaşanan koordinasyon eksikliklerinden de önemli dersler çıkarıldı. Devletimiz, AFAD başta olmak üzere tüm kurumlarıyla bu tecrübelerden ciddi kazanımlar elde etti. Bizler de geçmişten bugüne, kentimizin fay hatları, yapı yüksekliği ve riskli alanları konusunda hassasiyet göstermeye çalıştık. Bundan sonra da bu sorumluluk bilinciyle hareket etmeye devam edeceğiz. İnşallah böyle büyük bir afetle bir daha karşılaşmayız. Ancak karşılaşırsak da buna hazır olmak zorundayız.” dedi

627452108 1420767882739084 6527529704532998436 N

Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan “Aslında her gün, bulduğumuz her fırsatta bu gerçeği konuşmamız gerekiyor. Sadece yıl dönümlerinde, anma günlerinde ya da afetler yaşandığında değil; yirmi dört esaslı bir yaklaşımla, hem kamu görevlileri olarak hem de birer yurttaş olarak unutmamamız gereken bir gerçekle karşı karşıyayız: Türkiye bir deprem ülkesidir. Bölgemiz de bu gerçeği derinden yaşamış bir coğrafyadır. 1900’lü yıllardan sonra özellikle 1914 ve 1971 depremleri başta olmak üzere, birçok yıkıcı deprem yaşamış; bu depremler sadece fiziki yıkımlara değil, göç politikalarını dahi etkileyen sonuçlara yol açmıştır. Bu nedenle mutlaka hazırlıklı olmak, bu konuyu sürekli konuşmak ve dersler çıkarmak zorundayız. Elbette zaman zaman bu konuları dile getiriyoruz; ancak asıl önemli olan bunları raporlaştırmak ve kamu kurumlarımızın bu raporlardan somut dersler çıkarmasını sağlamaktır. Yerel yönetimlerimiz, kamu kurumlarımız ve meslek odalarımızla birlikte bu süreci ortak bir iş birliği anlayışıyla yürütmemiz gerekiyor. Bu ortak iradenin ve dayanışma duygusunun oluştuğunu görmek umut verici. Geçtiğimiz süreçte Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin yaptığı çalışmalar da bu anlamda son derece kıymetlidir. Yapılan çalışmaların sonuçlarının paylaşılması, bizlere yol göstermektedir. Çünkü biliyoruz ki afetler konusunda hep söylediğimiz bir gerçek var: Deprem öldürmez, binalar öldürür. Deprem bir doğa olayıdır; ancak gerekli önlemler alınmadığında bir afete dönüşür. İşte tam da bu noktada her birimizin sorumluluğu vardır. Vatandaş olarak, kendi afet planlarımızı hazırlamak ve bu gerçeği unutmamak zorundayız. Kamu kurumları, yerel yönetimler ve meslek odaları olarak ise çok daha fazlasını yapmakla yükümlüyüz. 6 Şubat depremleri, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın yaşadığı en yıkıcı afetlerden biri olarak hafızalarımıza kazınmıştır. Türkiye, bu büyük yıkımın ardından insanının feraseti, dayanışma ruhu ve devletinin gücüyle çok hızlı bir şekilde organize olmuştur. Bugün gelinen noktada 500 bininci konuttan söz ediyoruz; bu, gerçekten çok büyük bir imar ve yeniden yapılanma sürecidir. Ancak bunun ötesinde, bu süreçten çıkarmamız gereken çok önemli dersler de vardır. İşte bu nedenle, bugün hocalarımızın rehberliğinde bu dersleri yeniden değerlendirmek ve “biz daha ne yapabiliriz?” sorusuna cevap aramak çok kıymetlidir. Türkiye’nin Afet Müdahale Planı, her kurumumuza ve her birimize önemli görevler yüklemektedir. İl Afet Risklerini Azaltma Planları kapsamında, olası riskler ve alınacak tedbirler belirlenmiş durumdadır. Ancak bu planların gerçekten işlevsel olabilmesi için, çalışmaların sürdürülebilir bir şekilde takip edilmesi şarttır. Depremselliğin yanı sıra, özellikle 2000 yılı öncesi yapı stokumuz ciddi bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bu noktada, kıymetli başkanımızla birlikte üzerimize düşen her görevi, güç birliği içerisinde yerine getirmemiz gerekmektedir. Çünkü bizim en büyük gücümüz, birlikte hareket edebilme irademizdir. Depremler yalnızca yıl dönümlerinde, anma günlerinde ya da bir afet yaşandığında hatırlanmaması gereken bir gerçekliktir. Aslında her gün, her fırsatta bu gerçeği konuşmak ve hatırlamak zorundayız. Türkiye bir deprem ülkesidir ve bölgemiz de bu gerçeği tarihsel olarak defalarca yaşamıştır. 1914 ve 1971 depremleri başta olmak üzere, geçmişte yaşanan yıkıcı depremler yalnızca yapı stokunu değil, aynı zamanda bölgedeki göç politikalarını ve sosyal yapıyı da derinden etkilemiştir. Bu nedenle hazırlıklı olmak zorundayız. Konuşmak, tartışmak, raporlaştırmak ve dersler çıkarmak zorundayız. Kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin, meslek odalarının bu noktada alacağı çok önemli sorumluluklar vardır. Afetlere karşı başarı, ancak ortak akıl ve güçlü iş birliğiyle mümkündür. Bu iş birliği duygusunu bugün burada görmek son derece kıymetlidir. Geçtiğimiz süreçte TMMOB’un yürüttüğü çalışmalar ve bu çalışmaların sonuçlarının bizlerle paylaşılması da bu anlamda çok değerlidir. Hep söylediğimiz gibi; deprem öldürmez, binalar öldürür. Deprem bir doğa olayıdır ancak ihmaller, plansızlık ve denetimsizlik onu afete dönüştürür. İşte tam da bu noktada her birimizin rolü ve sorumluluğu vardır. Vatandaş olarak kendi bireysel afet planlarımızı hazırlamak zorundayız; kamu kurumları ve yerel yönetimler olarak ise çok daha fazlasını yapmak mecburiyetindeyiz. 6 Şubat depremleri, yalnızca ülkemizin değil, dünya tarihinin en yıkıcı afetlerinden biri olarak hafızalarımıza kazınmıştır. Türkiye, bu büyük felaketin ardından güçlü devlet yapısı, insanımızın dayanışma ruhu ve hızlı organizasyon kabiliyetiyle önemli bir sınav vermiştir. Bugün itibarıyla 500 bininci konutun konuşuluyor olması bunun açık göstergesidir. Ancak bu büyük çabanın yanında, mutlaka çıkarılması gereken dersler de vardır. Türkiye Afet Müdahale Planı ve İl Afet Risk Azaltma Planları birçok sorumluluğu açıkça ortaya koymaktadır. Ancak planların kağıt üzerinde kalmaması, sürdürülebilir ve işlevsel hâle gelmesi için bu çalışmaların sürekli takip edilmesi şarttır. Özellikle 2000 yılı öncesi yapı stokunun durumu hepimizin ortak sorunudur. Bu noktada kentsel dönüşüm çalışmaları hayati önemdedir. Riskli ve rezerv alan ilan edilen mahallelerimizde, kentsel dönüşüm başta olmak üzere atılan adımları birlikte değerlendirmek, eğitimleri artırmak ve bireysel farkındalığı güçlendirmek zorundayız. Eğitimler yalnızca düzenlenmekle kalmamalı, etkin bir şekilde takip edilmelidir. Bireysel hazırlıkların sayısını artırmak, toplumsal bilinci güçlendirmek ve bu süreci kararlılıkla sürdürmek zorundayız. Sonuç olarak; afetlere karşı dirençli kentler ancak ortak akıl, güçlü iş birliği ve süreklilikle mümkündür. Bugün burada, değerli hocalarımızın rehberliğinde bu konuları yeniden ele almak ve “biz ne yapabiliriz” sorusuna birlikte cevap aramak son derece kıymetlidir. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.

627452108 1420767882739084 6527529704532998436 N627499747 1420768442739028 823581339444645312 N627238502 1420768369405702 6666266702146271909 N627003401 1420767962739076 2492964852152882411 N

Kaynak: Editör:
Etiketler: Burdur’da, Deprem, Gerçeği, Konuşuldu:, Kim,, Ne, Yapmalı?,
Yorumlar
Haber Yazılımı