Haber Detayı
19 Ağustos 2026 - Çarşamba 11:21
 
Başkan Ercengiz, Kanal 15 TV’de soruları yanıtladı
Başkan Ercengiz, Kanal 15 TV’de soruları yanıtladı
- Haberi
Başkan Ercengiz, Kanal 15 TV’de soruları yanıtladı

 

Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, Kanal 15 TV ekranlarında canlı yayınlanan “Burdur’un Nabzı” programında gazeteciler Kürşat Tuncel ve Bilal Karasakal’ın sorularını yanıtladı

Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, Kanal 15 TV’de yayınlanan “Burdur’un Nabzı” programına konuk olarak kent ve ülke gündemine ilişkin çeşitli değerlendirmelerde bulundu.

Gazeteciler Kürşat Tuncel ve Bilal Karasakal’ın sorularını yanıtlayan Başkan Ercengiz; siyasi yaşamından Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılma sürecine, yeni siyasi oluşuma ilişkin değerlendirmelerinden sosyal demokrat belediyecilik anlayışına kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu.

I4 A6711

Siyasete İlgi: Haksızlığın Karşısında Durmak

Başkan Ercengiz'in konuşmasında, verdiği cevaplar ve yaptığı açıklamalarda öne çıkan pasajlar:

“Ben meslek hayatıma başladıktan sonra siyasete yatkın bir insandım. Her zaman bir taraf olmayı sevdim. Ama neye taraf olmayı severim? Haksızlık karşısında durmaya taraf olmayı severim. Bir yerde bir haksızlık varsa bunun karşısında durmak ve mücadele etmek gerekir. Eğer halkın haksızlığa uğradığını düşünüyorsanız, halktan yana kim varsa onun yanında durmanız gerekir. Bizim siyasete başlangıcımız aslında böyle oldu. 1999 yılında burada eczacılığa başladıktan çok kısa bir süre sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nin kayıtlı üyesi oldum.

Üniversite Yıllarında Siyasetle İlk Temas

Üniversitede aktif siyasette herhangi bir siyasi partinin üyesi değildim. Ancak haksızlığa karşı bir yerde mücadele varsa ben hep oradaydım. Örneğin yemek fiyatlarına zam yapılması gündeme geldiğinde öğrenciler olarak yemekhanede protesto eylemlerine katılırdık. Çünkü öğrenciydik ve maddi imkânlarımız kısıtlıydı. Daha ucuz yemek verilmesini talep ederdik. Bu eylemlerin hiçbirinde vandalizm ya da terörize edici bir anlayış olmadı. Tam tersine, demokratik haklarımızı kullanarak taleplerimizi dile getirdik. Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel'le de üniversite yıllarından itibaren bu konuda birlikte hareket ettiğimiz dönemler oldu. O da siyaseti seven, toplumsal meselelere duyarlı bir arkadaşımızdı.

Sol Siyaset ve Cumhuriyet Halk Partisi

1990'lı yılların başında Türkiye'de bambaşka bir ekonomik ve siyasi rüzgâr esiyordu. Türkiye giderek liberal ekonominin uygulayıcısı hâline geliyordu. Bizim siyasal düşüncelerimizle çok paralel olmayan bu yönetim anlayışı, özellikle öğretmen çocuğu olarak yetişmiş ve küçük bir taşra kentinden İzmir'e gelmiş biri olarak beni rahatsız ediyordu. Çünkü toplumdaki ekonomik makasın açıldığını görüyorduk. 1980'lerin başında insanların kooperatiflerden ev sahibi olduğu, taksitle otomobil alabildiği, ortak bir hayatın daha fazla hissedildiği bir dönem vardı. Bir anda bu makasın açılmaya başlaması bizi rahatsız etti. Ben de zaten düşünce olarak sol siyaseti benimsemiş bir ailenin çocuğuydum. Bu nedenle kendimi Cumhuriyet Halk Partisi'nden, Atatürk'ün partisinden başka bir yerde olmayı hiç hayal etmedim.

İlk Siyasi Görevler

Partiye kaydımızı yaptırdıktan sonra kısa süre içerisinde görev aldım ve merkez ilçe yöneticiliği yaptım. O dönemlerde bir grup büyüğümüz, hâlâ görüştüğümüz değerli insanlar, merkez ilçe başkanlığı yapmamı istediler. Ancak ben buna hazır olmadığımı söyledim. Çünkü siyasetin de kendi içerisinde bir tedrisatı, bir eğitimi vardır. Bir yeri yönetebilmek için öncelikle o işin tüzüğünü, kurallarını ve davranış biçimini çok iyi bilmeniz gerekir. Hele siyasette bir yere sonradan gelip mevcut düzen içerisinde insanları rahatsız etmek istemezsiniz. Bu nedenle bir ekibin içerisinde görev alarak bir dönem merkez ilçe yöneticiliği yaptım.

2004 Seçimleri ve Belediyeciliğe İlgi

2004 yerel seçimlerinde Nejat Abi ile birlikte çok az bir farkla kaybettiğimiz seçimde ekibin içerisinde aktif olarak çalıştım. O seçim bizim için büyük bir hayal kırıklığı olmuştu. Belki de o günlerden itibaren belediyeciliğe sevdamız başladı. Belediyeciliği siyasetin en dinamik alanlarından biri olarak gördüm. Çünkü yaşadığınız kente değer katmak, yaşadığınız kenti daha değerli ve huzurlu hâle getirmek için bir fikriniz varsa, o fikrin hayata geçebilmesi için ya sözünüzün dinlenmesi ya da söz sahibi olmanız gerekir. Biz de söz sahibi olabilmek için mücadele ettik.

25 Yıllık CHP Geçmişinin Ardından

Yaklaşık 25 yıllık Cumhuriyet Halk Partili geçmişimi, Temmuz ayı içerisinde yaşanan gelişmeler neticesinde ayrılarak bırakmak zorunda kaldım. Bunun kolay olduğunu söylemek mümkün değil. İlk başta istifa kararımızı konuşurken ve o gün istifa bildirimimizi yayınlarken bu kadar zorlanacağımı açıkçası hiç düşünmemiştim. Çünkü siyasi parti üyeliği yalnızca bir üyelik değildir. İnsan zaman içerisinde bir gönül bağı kuruyor. Mahallede aynı apartmanda kat değiştirmek bile insana zor gelirken, yıllarca içerisinde bulunduğunuz bir siyasi yapıdan ayrılmak elbette kolay değil. Ancak bizim kökümüz Cumhuriyet Halk Partisi'ndedir. Oradan istifa etmiş olmamız, Cumhuriyet Halk Partisi'ne kapılarımızı kapattığımız anlamına gelmez. Şartlar bunu gerektirdi.

Demokrasi ve Değişim İhtiyacı

Bizim temel meselemiz demokrasi. Cumhuriyet Halk Partisi, 1950'li yıllarda çok partili sistemi ülkeye getiren ve seçim kaybettiğinde bunu demokratik bir olgunlukla kabul eden bir siyasi geleneğin partisidir. Rahmetli İsmet İnönü'nün seçim kaybettiği gün söylediği gibi, yenmek de vardır, yenilmek de. Bugün geldiğimiz noktada, alınan kararlar nedeniyle Cumhuriyet Halk Partisi kendi kurultayını yaparak seçilmişleri tarafından yönetilemediği bir noktaya gelirse ve sokaktaki vatandaş bundan rahatsız olmaya başlarsa, siyasetin de bu değişimi görmesi gerekir. Vatandaşın zaten ekonomik sorunları ve birçok sıkıntısı varken, siyasi partilerin kendi iç meselelerini dinlemek yerine kendisine umut olacak yeni bir ışık aradığını görüyoruz. Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel'in “Hadi arkadaşlar, yürüyoruz” dediği gün onu bu yolda yalnız bırakmak doğru olmazdı. Bu yalnızca bizim kişisel tercihimiz değil, sokaktan gelen sese yanıt verme meselesidir.

Burdur'da Gördüğümüz Değişim Talebi

Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel'in Burdur ziyaretinden sonra kendisi beni aradı ve “Burdur'u nasıl buldun?” diye sordu. Çavdıran'dan başladık, Yeşilova'ya, oradan Bucak'a ve ardından Burdur'a geldik.

Kendisine şunu söyledim: Ben siyasete çok uzun zamandır meraklı bir insanım. Burdur tarihinde ilk defa, Demirel'den sonra bir siyasetçiye vatandaşın dokunabilmek için mücadele ettiğini gördüm. Ezilme tehlikesi yaşadık. Bu, bir siyasetçi açısından inanılmaz büyük bir sokak avantajıdır. Çünkü sandığa girdiğinizde sonuçta sokak ne diyorsa, vatandaş ne diyorsa o olacaktır. O gün vatandaşın yüzünde çok net bir değişim beklentisi gördüm. Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde artık bu siyasetin yapılamadığı ve yeni bir siyasi yapı içerisinde, doğrudan vatandaşla temas ederek yeni bir siyaset yapılması gerektiği düşüncesini çok açık şekilde gözlemledim.

Kanal 15 Canlı Yayın (2)

Yeni Siyasi Yapı ve Değişim Talebi

Birçok anket firması farklı veriler açıklıyor. Ancak benim gördüğüm çok daha önemli bir şey var: Sokak bir beklenti içerisinde. Vatandaş bir değişim talep ediyor. Çünkü siyasette bir süre sonra siyasetçinin yüzü eskir. Siyasi partiler dünyanın, ülkenin, zamanın ve insanın değişimine yetişemeyebilir. Bunu fark edemeyebilir. Bu nedenle yakın çalışma arkadaşlarımla, meclis üyelerimizle ve benimle siyaset yolunda yürüyen bütün arkadaşlarımla görüştüm. Tek bir itiraz gelmedi. Herkes bu değişimin kaçınılmaz ve zorunlu olduğunu söyledi. Sayın Genel Başkanımızın söylediği gibi, “Biz baba evinden çıktık ama bir gün mutlaka buraya geri döneceğiz.” Ben de bu düşünceye katılıyorum. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi dünya siyaset tarihinde önemli bir siyasi partidir. Bu kadar uzun süre iktidar görmeden ayakta kalabilen çok az siyasi parti vardır. Bunun temelinde de Atatürk'ün bu partiyi halka emanet etmiş olması vardır.

Yeni Partinin Temel Hedefi: Umut Olmak

Bugün vatandaşımızın en temel sorunlarından biri ekonomik sorunları aşabilmek. Ülkenin kronikleşmiş birçok sorunu var. Bu sorunların çözümü için vatandaşımıza yeniden umut olabilmek gerekiyor. Yaklaşık 25 yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi ülkeyi yönetiyor. İyi yaptıkları da vardır, kötü yaptıkları da. Doğru yaptıkları da vardır, yanlış yaptıkları da. Ancak biz siyaseten baktığımızda bugün iktidarın, kendi deyimiyle bir “metal yorgunluğu” içerisinde olduğunu düşünüyoruz. Halkımız bir umutsuzluk içerisindeyken, eğer siz halka umut olabilecek bir adım atarsanız ve halk da buna anketlerde, sokakta ve meydanlarda karşılık veriyorsa, burada değişim talebini görmek gerekir.

Yeni Siyasi Anlayışın Ekonomik Temeli

Yeni siyasi yapı ortaya çıkmadan önce de Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde bir parti programı hazırlanıyordu. Sayın Genel Başkanımızın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olduğu süreç içerisinde sivil toplum örgütlerinden dezavantajlı gruplara, emek gruplarından sendikalara ve yükseköğretim kurumlarına kadar toplumun birçok kesiminden görüş alındı. Temel soru şuydu: Topluma ne verebiliriz? Bugün ülkedeki gelir dağılımındaki adaletsizlik maalesef büyük uçurumlar oluşturdu. 28 bin liralık asgari ücretle insanların geçinmesinin mümkün olmadığı bir ekonomik yapı içerisindeyiz. Bu nedenle ülkenin ekonomisini düzeltebilmek için güçlü bir ekonomik programa ihtiyaç var.

Üretim ve Planlama

Türkiye'nin kaynağı herkese yetecek kadar güçlü. Mümbit topraklarımız var. Ancak üretimden uzaklaştığımız ve tüketim toplumuna dönüştüğümüz için sıkıntı yaşıyoruz. Buradan çıkış yolu doğru planlamadır. Önce 85 milyon insanı nasıl doyurabileceğimizi düşünmeliyiz. Kendi kendine yetebilen bir ülke olmayı yeniden başarmamız gerekiyor. Bu anlamda Türkiye'nin Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki üretim ve kalkınma anlayışına yeniden bakmak gerektiğini düşünüyorum. 1923'ten 1933'e kadar yapılanlara baktığınızda, bugün için de önemli bir projeksiyon görebilirsiniz.

 

 

Vatandaşın Kendini Güvende Hissetmesi

Vatandaşın kendisini güvende hissetmesi gerekiyor. Bugün basın mensupları olarak sizler de burada konuşurken kelimelerinizi dikkatli seçmek zorunda hissediyorsunuz. Siyasetçi eleştirilebilir. Siyasetçi hoşgörülü olmalıdır. Ancak bu anlayış iktidar veya muhalefet ayrımı yapmadan herkes için geçerli olmalıdır. Muhalefetteki siyasetçi eleştirildiğinde başka, iktidardaki siyasetçi eleştirildiğinde başka bir ölçü kullanılamaz. Temel ilkemiz eşitliktir. Her yurttaş eşittir.

Sorunları Doğru Tespit Etmek

Bu ülkede öncelikle sorunların ne olduğunu doğru tespit etmemiz gerekiyor. Sorunları doğru tespit etmediğiniz sürece çözüm bulmanız mümkün değildir. Biz sorunlarımızı doğru tespit etmeye çalışıyoruz. Bunun yanında önemli bir yerel yönetim birikimi elde ettik. Türkiye'de uzun bir aradan sonra Cumhuriyet Halk Partili belediyeler olarak sosyal demokrat belediyeciliği yeniden hatırlattık. Bugün farklı siyasi yapılarda olsak bile ortak paydamız burada yatıyor.

Sosyal Demokrat Belediyecilik Deneyimi

Yerel yönetimlerin doğrudan görevi olmayan, ancak vatandaşın ihtiyaç duyduğu birçok alana el attık. Pandemi döneminde maske ürettik, dezenfeksiyon yaptık, insanların ihtiyaçlarını evlerine yemek götürdük. Bunları seçim yatırımı olarak değil, vatandaşın gerçek ihtiyacını tespit ederek sosyal devlet anlayışının gereğini yerine getirmek amacıyla yaptık. Sosyal yardımlaşmayı sürekliliği olan bir sisteme dönüştürmeye çalıştık. Bugün öğrenci yurtları kuruyoruz. Üçüncü kreşimizin temelini attık. Bir kreş yaptığınızda yalnızca bir çocuğa hizmet etmiyorsunuz. Bir anneyi, bir babayı, bir babaanneyi, bir anneanneyi özgürleştiriyorsunuz. Dolayısıyla yerel yönetimlerde, ülkeyi nasıl yönetebileceğimize dair birçok örneği aslında sahada ortaya koyduk.

Yeni Siyasi Anlayışın Temel İlkeleri

Yeni siyasi yapıda halktan kopmayan, halkın sesini dinleyen ve halkın ihtiyaçlarını önceleyen bir anlayış ortaya koymak istiyoruz. Eşitlik ilkesini hiçbir zaman göz ardı etmeyen, vatandaşın kendisini birey olarak hissettiği, özgür düşüncesini ifade edebildiği, taleplerini açıkça dile getirebildiği ve bunun karşılığında da hesap sorabildiği bir sistem vaat ediyoruz. Çünkü hesap sorabilmek çok kıymetlidir. Vatandaş vergisini nereye ödediğini, kendisinden toplanan paranın nereye harcandığını bilmelidir.

Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik

Belediyeler olarak zaten kurumsal denetimlerden geçiyoruz. Sayıştay tarafından denetleniyoruz. İçişleri Bakanlığı tarafından görevlendirilen mülkiye başmüfettişleri ve mülkiye müfettişleri tarafından rutin denetimler yapılıyor. Şikâyet olması durumunda ayrıca denetimler gerçekleştiriliyor. Ancak bizim asıl derdimiz yalnızca kurumlara hesap vermek değil. Asıl derdimiz vatandaşa karşı şeffaf olabilmek. Çünkü bizim anlayışımıza göre demokrasi yalnızca sandığa gitmek değildir. Vatandaşın yönetenleri denetleyebilmesi, hesap sorabilmesi ve kendisini yönetimin gerçek bir parçası olarak görebilmesidir. Yeni siyasi anlayışın temelinde de tam olarak bu vardır: Halktan kopmayan, halkı dinleyen, eşitliği savunan, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı.” Dedi

 

 

Yeni Partinin Hedefi: Daha Kucaklayıcı Bir Siyaset

Bugün yaşanan süreçte bazı seçmenlerde tepki ve kararsızlık oluşmuş olabilir. Ancak aynı zamanda, yaşananlar karşısında “Bu kadar da olmaz, Sayın Özgür Özel’e de haksızlık yapıldı” diyerek sürece vicdani bir pencereden bakan önemli bir seçmen kitlesi de var. Burada çok önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Biz toplum olarak hâlâ geçmişten gelen Cumhuriyet Halk Partili bir refleksle hareket ediyor olabiliriz. Ancak artık yeni bir partiyiz. Yeni bir partiyi eski davranışlarla yönetemeyiz. Yeni partinin topluma vereceği mesajlar çok kıymetli. Genel Başkanımızın “Bütün demokratları davet ediyoruz” sözünü bu açıdan çok önemsiyorum. Bunun içerisinde yalnızca sosyal demokratlar yok. Merkez sağda kendisini demokrat olarak tanımlayan vatandaşlarımız, Kürt kökenli vatandaşlarımız, farklı siyasi geleneklerden gelen ancak demokrasiyi savunan mütedeyyin kesimler de var. Bütün bunların toplamı aslında “Türkiye İttifakı”dır.

Hedefimiz Yüzde 25-30'a Sıkışmak Değil

Eğer eski alışkanlıklarla yeni bir parti yönetmeye kalkarsak, Cumhuriyet Halk Partisi'nden birkaç puan kaybedip yerine birkaç puan kazanmış ve yine yüzde 25-30 bandında kalan bir parti oluruz. Bizim hedefimiz bu olmamalı. Daha kucaklayıcı, merkeze hitap eden, mütedeyyin kesimi rahatsız etmeyen ve son dönemde hayal kırıklığı yaşayan milliyetçi seçmene de karşılık veren bir anlayışla hareket etmeliyiz. Bu ülkede Atatürk milliyetçiliğini, üniter devlet anlayışını, tek bayrak ve tek devlet ilkesini savunan; Misak-ı Milli sınırları içerisinde kendisini yurttaş olarak tanımlayan herkese eşit birey gözüyle bakan bir anlayışla partimizi ileriye taşıyabileceğimize inanıyorum.

Seçmen CHP'yi ve Özgür Özel'i İzliyor

Sahada vatandaşlarla yaptığımız sohbetlerde çok ilginç bir tablo görüyoruz. Vatandaş, “Bakalım Özgür Bey bu işi başaracak mı, olacak mı?” diye soruyor. “Oy verecek misin?” dediğimizde ise “Bakacağım” diyor. Ancak aynı vatandaş, Özgür Bey'e sempatiyle baktığını da ifade ediyor. Özgür Bey'in sokak dilini iyi kullanması, samimi ve sempatik tavrı, gündelik siyaseti hızlı algılayıp yorumlayabilmesi vatandaşta bir karşılık oluşturuyor. Bu nedenle yeni partinin önümüzdeki süreçte ivme kazanacağını düşünüyorum. Şu anda seçmen, Cumhuriyet Halk Partisi'nin verdiği mücadeleyi ve ortaya koyduğu enerjiyi izliyor. Türkiye'nin Ekonomik Sorunları Siyasetten Bağımsız Değil. Türkiye açısından yalnızca siyasi değil, ekonomik olarak da önemli bir süreçten geçiyoruz. Bugün Türkiye'de güven ortamı yeterince oluşmadığı için yatırım gelmiyor. Yatırım gelmediği için enflasyonu düşürmek zorlaşıyor. Doların baskılanması ihracatçıyı zor durumda bırakıyor. Üretici üretimden uzaklaşıyor. Son dönemde kurun biraz serbest bırakılmaya başladığını görüyoruz. Kur yükseliyor, paramız değer kaybediyor. Ancak kurun baskılanması sürdürüldüğünde de faizle mücadele etmek zorlaşıyor. Türkiye adeta bir ekonomik sarmalın içerisinde.

İhracatçı ve Sanayici Rekabet Gücünü Kaybediyor

Üretici ve sanayici üretim yapıyor ancak ihracatta rekabet etmekte zorlanıyor. Çünkü Türkiye'deki girdi maliyetleri yükselmiş durumda. İhracatçı, “Ben bu ürünü Çin'den yarı fiyatına alabiliyorum, neden Türkiye'den alayım?” sorusuyla karşı karşıya kalıyor. Konfeksiyon sektörünün bir bölümünün Mısır'a gitmesi de bunun önemli göstergelerinden biri. Bütün bu parametreleri birlikte değerlendirdiğimizde, Türkiye ekonomisinin dışarıdan bakıldığında çok iyi bir noktada olmadığını görüyoruz.

Ekonomide Program Var, Ancak Uygulamada Sorunlar Bulunuyor

Bir “yalancı bahar” yaşamamak ve ekonominin planlı, programlı bir şekilde düzeltilmesi amacıyla Mehmet Şimşek'le birlikte bazı radikal kararlar alındı. Ancak bana göre programın uygulanmasında bazı aksaklıklar var. Siyaset kurumu zaman zaman piyasa şartlarına müdahale ediyor veya ekonominin temel ilkeleriyle bağdaşmayan taleplerde bulunuyor. Merkez Bankası'nın kuru baskılamak amacıyla döviz satması veya altın rezervlerinin azaltılması da uzun vadede sürdürülebilir politikalar değil.

Türkiye'nin Bağımlılıktan Kurtulması Gerekiyor

Dünya Türkiye'yi yakından takip ediyor. Hiçbir güçlü devlet, Türkiye gibi nüfusu, üretim kapasitesi, potansiyeli ve nitelikli insan gücü yüksek bir ülkenin tamamen batmasını istemez. Ancak kendisine bağımlı hale gelmesini isteyebilir. Türkiye'nin önündeki temel meselelerden biri de bu bağımlılıktan kurtulmaktır. Siyasi olarak daha kapsayıcı, ekonomik olarak daha güçlü ve kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye'yi inşa etmek zorundayız. Bunun yolu da demokrasiye, hukuka, güven ortamına ve üretime dayalı bir anlayıştan geçiyor.”

Kaynak: Editör:
Etiketler: Başkan, Ercengiz,, Kanal, 15, TV’de, soruları, yanıtladı,
Yorumlar
Haber Yazılımı